Bir Neonazi’nin Star İlan Edilişi: André Eminger

Veröffentlicht von

Bir Neonazi’nin Star İlan Edilişi: André Eminger

Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davası bu yaz sonuçlandı. Davanın 5 sanığından biri olan André Eminger, mahkeme salonundan özgür bir adam ve “Neonazi starı” olarak ayrıldı. Eminger’in NSU ile ilişkisine dair bir özet.

Münih’de görülen NSU davası aylar önce sonuçlandı, kararlar açıklandı. NSU’nun aydınlatılması için çalışmalar yapan “Üstü Örtülmeyecek” (Alm. “Kein Schlussstrich”) isimli sivil inisiyatifin uyarılarına rağmen tam da korkulan oldu ve son çizgi çekildi, olayın üstü örtüldü.

©Anadolu Ajansı Andre Eminger

Yüksek Eyalet Mahkemesi ve Federal Savcılık NSU’nun aydınlatılması konusundaki istek(sizlik)lerini kimseden saklamamıştı. Nitekim Münih’teki NSU davasında hâkim karşısında “NSU üyeleri” olarak koca bir terör ağı değil, ikisi ölü yalnızca üç kişi yer almıştı. Zschäpe haricindeki diğer 4 sanık ise NSU üyeliğinden değil, terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanıyordu.

Serbest Neonazi: André Eminger Kimdir?

Mahkeme salonundan başlayalım: Sanık sandalyesinde oturanlardan biri de André Eminger’di. Federal Savcılık “nasyonal sosyalist” olduğunu kabul eden Eminger’i cinayete yardım etmekle itham etmiş ve on iki yıl hapis cezası talep etmiştir.

İlk başlarda mahkeme de aynı görüşü paylaşmış ve 2017 yılında Eminger hakkında tutuklu yargılama kararı vermiştir. Fakat sonuç çok farklı olmuştur: Belirtildiğine göre Eminger söz konusu “NSU üçlüsüne” yardım etmiş ama aynı zamanda kendisinin de sözle ve eylemle propagandasını yaptığı “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” oluşumu hakkında sözüm ona hiçbir şekilde bilgi sahibi olmamıştır.

Dolayısıyla Münih’te NSU davasında verilen karar da buna uygun olmuştur: Eminger iki sene altı ay hapis cezasına çarptırılmış ve karar açıklandıktan sonra mahkeme salonunu serbest bir adam ve Neonazi sahnesinin kahramanı olarak terk etmiştir.

Peki Eminger’in NSU ile ilişkisi gerçekte nasıldı? Eminger en başından “sonuna” kadar, yani iki NSU üyesi Uwe Böhnhardt und Uwe Mundlos’un -iddialara göre- intihar etmesinden sonra da bu ideolojiyi ve NSU’yu takip etmiştir. Eminger daha 1999 yılında yeraltında gizlenen NSU üçlüsü için Chemnitz’de bir daire kiralamıştı. Köln Probsteigasse’ya ilk bomba yerleştirildiğinde karavan kiralayan kişi de kendisiydi.[1]

Eminger Neonazi sahnesinde merkezi bir rol oynamıştır. Kendisi müdahil avukatların öne sürdüğüne göre ırkçı cinayetlerin propagandasının yapıldığı, sağcı terörizmle ilgili konseptlerin yayıldığı bir fanzinin dağıtımını yapmıştır. Eminger bilinen NSU üyelerinin en sadık ve en yakın yoldaşlarından biriydi. Soruşturmayı yürütenler de kendisini NSU’nun en yakın destekçisi olarak sınıflandırmıştır. André hayat arkadaşı Susann ile birlikte terör organizasyonunun üç ana üyesi (Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos, Beate Zschäpe) yeraltında kaybolduktan sonra bunlarla sürekli yakın iletişim içinde olmuştur. Soruşturmayı yürüten makamlar Eminger’in araç ve ev kiralayarak desteklediğine ve 4 Kasım 2011’de Böhnhardt ve Mundlos öldükten sonra kaçması için Zschäpe’ye yardım ettiğine inanmaktadır. Zschäpe’nin ifadesine göre Eminger çekirdek NSU kadrosunun banka soygunları hakkında da bilgi sahibidir.[2]

Eminger bütün bunları hiçbir şekilde saklama gereği duymayan bir Neonazi’dir. Hem de her yönüyle: Vücudunu gamalı haç motifleri ve “Öl Yahudi Öl” (İng. ““Die Jew Die”) yazısı süslemektedir. Kendisi dava sürecinde kışkırtıcı bir şekilde İslam karşıtı Pegida hareketinin yürüyüşlerine katılmış ve 2017 yılının temmuz ayında Thüringen’de gerçekleştirilen “Yabancılaşmaya Karşı Rock” başlıklı müzik festivali gibi Neonazi etkinliklerinde boy göstermiştir.

Mahkemenin 2.5 Yıl Hapis Kararı ve Ardından Gelen Tahliye

Beate Zschäpe’nin çarptırıldığı müebbet hapis cezası ve Holger Gerlach’a NSU’ya silah tedarik etmek suçundan verilen üç yıl hapis cezası düşünüldüğünde Eminger hakkında verilen 2.5 yıllık hapis cezasının neredeyse beraat ile eşdeğer olduğunu görüyoruz.

Hem de bu karar için “hafifletici koşullar” bile sunulamamıştır. Eminger sahneye bir Neonazi gibi çıkmış, bir Neonazi gibi davranmış ve bu davada sadece yorgun bir gülümseme takınmıştır. Ve en sonunda son bir hamle için yeterli alana sahip olduğunu da ispat etmiştir: Eminger NSU’nun karar davasında mahkeme salonuna izleyiciler arasındaki bazı “yoldaşları” gibi “siyah gömlek” ile gelmiştir.

Beş sene süren davadan sonra, “tesadüf” ve “talihsizlik” açıklamalarını bir kenara bırakırsak Eminger’in resmen “güvenilir kişi” (iç istihbarat için çalışan ajan) gibi muamele gördüğünü ve sadece sözde cezalandırıldığını görüyoruz. Zira tutuklu yargılandığı süre cezasından düşüldüğünde Eminger özgür bir adam, kutlamalarla karşılaşan bir Neonazi ve hukuki süreçten güçlenerek çıkan biri olmuştur.

“Güvenilir kişi” ismiyle Neonazilerin bilgi kaynağı olarak kullanıldığı uzun zamandır bilinen bir skandal. Şu ana kadar NSU çevresinde bilinen 40’ı aşkın “güvenilir kişi” bunu gösteriyor. Fakat Eminger’in serbest bırakılması NSU’nun “aydınlatılması”nda gelinen son nokta olmuştur.

NSU-Gizli Servis Karmaşasındaki “Talihsizlikler”

NSU bağlamında sıkça ileri sürülen “kaynak güvenliği”nin tüm Ceza Kanunu’nu, tüm soruşturmaları, tüm açıklamaları durdurduğu biliniyor. Bilgilerin saklandığı, delillerin karartıldığı, dosyaların imha edildiği ve güvenilir kişilerin (ve güvenilir kişi liderlerinin) sadece kısıtlı ifade verdiği iddialarına karşı genelde “kaynak güvenliği” öne sürülüyor.

Temcit pilavı gibi sürekli öne sürülen ve tüm NSU kompleksinde ortaya atılan “talihsizlik” bahanesi de vakıaların birçoğunda talihsizlik değil; polis takibi ve gizli servis menfaatleri arasında belgelenen bir yaklaşımın sonucu. Bunu 2006 yılında Halit Yozgat NSU tarafından öldürüldüğünde cinayet mahallinde olan Andreas T. vakıası çok iyi anlatmaktadır. Kassel vakasında görev yapan Özel Komisyon (SoKo) Başkanı Gerhard Hoffmann’ın NSU Araştırma Komisyonu’na verdiği ifade buna bir örnektir. Bu ifadede Hoffmann, “Bir Anayasayı Koruma Dairesi çalışanının yanında bir ceset bulunması durumunda bile bu kişinin ifadesinin alınamayacağı”nı söylemiştir.[3]

Nitekim Halit Yozgat cinayetinden sonra polis, gizli servis çalışanı Andreas Temme’yi haftalar boyunca sorgulamış ve inanılmaz detayları açığa çıkarmıştı. Fakat sonrasında sergilenen susma politikası ile tam da bu başarılı aydınlatma çalışmasının üstü örtülmüştü.

Devletin Güvenliği ve NSU

Bir mahkeme en iyi ihtimalle sadece iddianameye konu olan olayı aydınlatabilir. Ancak gerekçelendirmesi yetersiz bir davayı reddedebilir ve etmelidir de.

Hatta bir mahkeme Almanya’da nasyonal sosyalist parti olan NPD yasağı davasında olduğu gibi, NPD’de devlet payı çok büyük ve etkili olduğu için, güvenilir kişilerin NPD üzerindeki etkilerinin ve bu kişiler olmadan NPD’nin taşıdığı anlamın anlaşılamayacağının fark edilmesi üzerine davayı yarıda da kesebilir. Nitekim NPD kapatma davasında mahkeme şu açıklamayı yapmıştır: “Senato, yasaklama davasında kendisine sunulan materyallerin hangilerinin devlet tarafından yönetilen güvenilir kişilerden kaynaklandığını, hangilerinin bu kişilerden kaynaklanmadığını bilememektedir.”[4]

Münih’teki gibi bir Devlet Güvenlik Senatosu’nun varoluş amacı da bu gibi sürprizlerin ortaya çıkmasını engellemek, devlet güvenlik menfaatlerinin güvenilir bir şekilde temsil edilmesini ve korunmasını sağlamaktır. Mahkeme bunu bu şekilde sineye çekerse, hukukun ve cezaların geçerli olmadığı alanları korur ve sonra yukarıda ifade edildiği gibi bir ceset bile bu süreçte bir şey değiştiremez.

Bu noktada bazıları 2017 yılında mahkeme tarafından hakkında tutuklama kararı verildiğini ve dolayısıyla Eminger’e karşı sert bir yaklaşımın söz konusu olduğunu söyleyebilir. Fakat belki de güvenilir bir kişiyi kamufle etmenin en iyi yolu ona sanık muamelesi yapmak ve dava süreci boyunca fark ettirmeksizin onu yönlendirmektir.

Korunan Bir “Kaynak” Olarak André Eminger

Eminger uzun bir süre boyunca sadece Neonazi sahnesinde değil, aynı zamanda gizli servis içinde de tanınıyordu. Kendisi Alman Silahlı Kuvvetlerinde askerlik görevini yaptığı sırada Askeri Koruma Servisi tarafından tanınmıştı. 2000 yılında muhbir olarak görevlendirmek için Eminger ile bir mülakat gerçekleştirilmiştir. Kendi ifadesine göre Eminger “yoldaşlarına ihanet etmek istemediği için” bunu reddetmiştir. Ayrıca kendisi uzun bir zaman önce Neonazi sahnelerinden ayrıldığını belirtmiştir. Ancak sonrasında Eminger’in ifadelerinin birçoğunun doğru olmadığı da ispatlanmıştır. Eminger orduda görevini tamamladıktan sonra da tam anlamıyla bir Neonazi olarak kalmış ve Anayasa Koruma Dairesi’nin hedef kişisi olmuştur.

Eminger NSU’nun en sadık yoldaşlarından bir tanesiydi. Kaçışı sırasında Beate Zschäpe’ye “eşlik” etmiştir. Zschäpe ve Eminger arasında gerçekleşen çok sayıdaki telefon görüşmesi de bunu belgelemektedir. Öte yandan bu telefon bağlantı verilerinden anlaşılabilecek her türlü bilgi karanlıkta kalmıştır. Zira tam da bu veriler silinmiştir ve otomatik olarak hazırlanan yedek kopya da imha edilerek bu “talihsizlik” mükemmel bir hâle gelmiştir.

Aslında bu talihsizlik de bir başarısızlığı değil, 13 yıl boyunca bilinen ama reddedilen “sıcak bir izi” gösteriyor: Eminger son ana kadar, hatta mahkeme salonunda bile korundu. Nitekim müdahil dava avukatları da acı ve şaşırtıcı bir şekilde şu sonuca varmıştı:

“Eminger ırkçı cinayet propagandası yapılan, aşırı terörizm konseptlerinin işlendiği bir fanzin yayınlamaktan sorumluydu. Bu sebeple müdahil davacılar, Eminger’in diğer faaliyetleri hakkında bilgi verebileceği düşünülen Zwickau güvenilir kişisi Ralph Marschner’in ifadesinin alınması için talepte bulunmuştu. Bu talep Anayasayı Koruma Dairesi ve Federal Savcılık tarafından onaylanmamış, mahkeme olayların daha geniş kapsamlı olarak aydınlatılmasıyla ilgilenmemiştir. Şimdi ise Eminger’in Zschäpe, Böhnhardt ve Mundlos’un diğer eylemleri hakkında bilgi sahibi olmadığı argümanı öne sürülmektedir. Yani Anayasayı Koruma Dairesi olayın aydınlatılmasını başarılı bir şekilde engellemiş ve sonuç olarak bu durum Eminger’in hafif bir ceza alması ile sonuçlanmıştır.”[5]

Yani kısacası kararı riske sokabilecek her türlü delilin karartılması sağlanmıştır. Zira eğer bu deliller sonucunda Eminger’in NSU’daki “dördüncü adam” olduğu, güvenilir kişilerin fiilen NSU’yu desteklediği ve koruduğu ortaya çıksaydı iddianame hatalı olacak ve dava düşecekti. Eminger’in sadece ifadesine başvurularak “kaynak” olarak mı kullanıldığı, izlendiği mi (ve böylece NSU’nun takip mi edildiği) veya “kaynak” olarak ileri mi sürüldüğü (yani kendisine bunun için para mı ödendiği) de belki bir gün “tesadüfen” aydınlatılabilir.

Dava Sonucunda “Star” İlan Edilen Neonazi

Eminger Münih’teki NSU karar davasına SS üniformasını andıran siyah bir gömlek giyerek gelmiş ve davadan bu şekilde ayrılmıştır. Sonrasında 5-6 Ekim tarihlerinde Thüringen’de bir Neonazi konseri düzenlenmiştir (Apolda/Magdala). Bu konsere “Sigi ve Kahverengi Mızıkacılar”, “Division Germania” ve “Stahlgewitter” gibi Neonazi müzik grupları davet edilmiştir. Konserin sloganı ise bellidir: “Yabancılaşmaya karşı Rock III.”

Fakat katılımcı sayısını artıran en önemli faktör André Eminger ve Ralph Wohlleben’in de “NSU Starları” olarak bu etkinliğe katılacağının duyurulması olmuştur.

NSU ağının ve Neonazi sahnesinin ne kadar iç içe olduğunu “Hammerskin” ve “Blood & Honour” ağlarıyla temas halinde olan ve Neonazi dostluk grubu “Turonen”’in liderleri arasında yer alan Saalfeldli Neonazi Steffen Richter ortaya koyuyor. Richter’in çok sayıda sabıka kaydı var; bunlar arasında silah, yaralama ve mülkiyet suçları da yer alıyor. Fakat iş bu kadarla da kalmış değil; Richter ayrıca NSU’ya aktif bir şekilde yardım eden Ralf Wohlleben’in yakın yol arkadaşı. 2011 yılında NSU ağı ortaya çıktıktan ve Ralph Wohleben tutuklandıktan sonra Richter “Wolle” lakaplı Wohlleben için çok sayıda yardımlaşma ve müzik etkinliği düzenlemişti. Bu sebeple aynı şekilde NSU davasının sanıklarından biri olan Wohlleben’in ve Eminger’in bu “Yabancılaşmaya karşı Rock” etkinliğine gelerek, (maddi) destek için aşırı sağcılara bizzat teşekkür etmeleri de bekleniyordu.[6]

Belki en acısı da şudur: Polis ve Anayasayı Koruma Dairesi’nin 11 yıl boyunca ihtimal vermediği durumu Neonazi “Gigi ve Kahverengi Mızıkacılar” isimli müzik grubu 2010 yılında “Adolf Hitler yaşıyor!” adlı albümlerindeki bir şarkıyla ilan etmişti. Bu şarkının adı “Döner Katili” idi.

 

[1] Lotta, No. 56, 2014

[2] https://www.german-foreign-policy.com/news/detail/7668

[3] Frankfurter Rundschau, 30.6.2012

[4] 2003 NPD kararı: http://www.bundesverfassungsgericht.de/entscheidungen/bs20030318_2bvb000101.html

[5] nsu-nebenklage.de, 11 Temmuz 2018.

[6] http://www.belltower.news/artikel/rock-gegen-ueberfremdung-14325)

 

©Anadolu Ajansı Andre Eminger

Bir Neonazi’nin Star İlan Edilişi: André Eminger

Kommentar hinterlassen

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.